Kadın cinayetleri münferit olaylar değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve kadına yönelik şiddetin en ağır sonuçlarından biridir. Bir kadının yaşam hakkının elinden alınmasının hiçbir gerekçesi, mazereti veya kabul edilebilir açıklaması yoktur.
Medyanın kullandığı dil bu noktada büyük bir sorumluluk taşımaktadır. Haber verme özgürlüğü kadar, haber verirken şiddeti yeniden üretmeme, mağduru suçlamama ve faili aklamama sorumluluğu da bulunmaktadır.Kadın cinayetlerinin haberleştirilmesinde olayın sansasyonel yönünden ziyade, toplumsal bağlamının görünür kılınması; failin değil, yaşam hakkı elinden alınan kadının insan onurunun korunması; özel hayatın ve yakınlarının yas hakkının gözetilmesi gerekmektedir. Cinayeti sıradan bir “aile meselesi”, “aşk cinayeti”, “kıskançlık krizi” ya da “ani öfke” olarak çerçeveleyen ifadelerden kaçınılmalıdır. Aynı zamanda haberlerde mağduru sorgulayan ve şiddetin sorumluluğunu mağdurun üzerine taşıyan yaklaşımlara yer verilmemelidir.
Medya Etik Kurulu olarak tüm medya kuruluşlarını kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet haberlerinde daha özenli, sorumlu ve insan hakları temelli bir habercilik anlayışına davet ediyoruz.
Medya yalnızca olanı aktaran değil, kullandığı dil ve kurduğu çerçeve ile toplumun şiddete bakışının şekillenmesinde önemli bir role sahiptir.
Medya Etik Kurulu


